Reaktif Toplum Nedir?
Reaktif toplum, adından da anlaşılacağı üzere, sürekli olarak dışsal uyaranlara tepki gösteren bir toplum yapısını ifade eder. İnsanlar, çevrelerindeki olayları ve gelişmeleri yalnızca tepki olarak algılarlar; yani toplum, bir şeyin başına gelmesi için bekler ve ardından o olaya tepki verir. Söz konusu davranışlar, bireysel düzeyde olduğu kadar, toplumsal düzeyde de kendini gösterir. Herhangi bir yenilik ya da gelişme karşısında toplumun gösterdiği tepki, ona duyduğu ihtiyaca göre şekillenir.
Benim bakış açımda ise, reaktif toplum bir bakıma tıpkı sosyal medya akışında sürekli olarak bir şeylere tepki veren, ama kendi başına bir şey üretmeyen bir kullanıcı gibi. Sürekli başkalarının paylaşımlarına yorum yapıp, tartışmalara katılıyor, ama kendi fikirlerini ortaya koymuyor ya da gerçek bir değişim için eyleme geçmiyor. Yani sürekli başkalarının hızına ayak uydurmakla meşgul, ama kendi hızını yaratmaya çalışan bir toplum yapısı bu. Düşünmeye, sorgulamaya, gerçekten derinleşmeye yer yok.
Reaktif Toplumun Güçlü Yanları
Evet, reaktif bir toplumun güçlü yanları da yok değil. En basitinden, bu tür bir yapı hızlı adaptasyon yeteneğine sahiptir. Bir kriz anında, toplum büyük bir hızla çözüm üretmeye odaklanabilir. Örneğin, bir doğal afet sonrası insanlar derhal yardım faaliyetlerine katılırlar, çeşitli organizasyonlar hemen devreye girer. Reaktif toplum, bu türden acil durumlar için oldukça işlevsel olabilir. Bir anlık sıkıntı karşısında hızlıca bir araya gelir ve harekete geçer. Bu, çözüm odaklı bir yaklaşım gibi gözükebilir.
Bir diğer güçlü yönü ise, toplumsal sorunlara anında tepki verilmesi gerektiği durumlarda hız kazandırmasıdır. Örneğin, çevre kirliliği ya da toplumsal eşitsizlik gibi kalıcı sorunlara karşı gösterilen toplumsal tepkiler, reaktif yapının gücünü ortaya koyar. Ancak sorun burada tam da şu: Tepkiler genellikle yüzeysel, geçici ve sürekli bir değişim yaratmaya odaklanmamaktadır. Bir hareket başlar, insanlar sokağa dökülür, ama ne kadar kalıcı olur? Bunu tartışmak lazım.
Reaktif Toplumun Zayıf Yanları
Ve geliyoruz işin karanlık tarafına. Reaktif toplumun en büyük zayıf yönü, sürekli başkalarının olayları şekillendirmesine bağlı kalmasıdır. İnsanlar, bireysel olarak bağımsız düşünmek yerine toplumsal akışa kapılırlar. Bu, bir bakıma zihinsel tembelliğe yol açar. Başka bir deyişle, insanların çoğu kendi fikrini oluşturmakta zorlanır, sadece çevreden gelen inputlara tepki verirler. Sosyal medya örneğini ele alalım: Hangi hashtag’in popüler olduğuna bakarak “bunu tartışmalıyım” diyen, başkalarının ne dediğini alıp tekrar eden bir toplum. Bir anlamda “başkalarının fikri” onların fikri olmuştur. Bu, bireysel düşünceyi öldüren bir ortam yaratır.
Reaktif toplumun en tehlikeli yönlerinden biri, sürekli olarak “başka birinin” doğruyu söylediğini varsayarak hareket etmeleridir. Toplum, “ne yapılması gerektiği” konusunda hep birilerine göz kırpar. O yüzden de inisiyatif alma güdüsü zayıftır. Kendi fikriyle toplumsal değişim yaratacak bireyler yerine, her şeyin otomatize olduğu bir sistemde, “tartışmayı” sadece başkalarının yönlendirdiği şekilde yapar hale gelirler.
Daha da kötüsü, bu tip bir toplumda insanlar doğruyu bulmak yerine “ne tepki verildiği”ni görmekle yetinirler. Mesela, sürekli “başkasının ne dediğine bak” yaklaşımı, kişiyi kendi analizini yapmaktan alıkoyar. En kötü örneklerden biri de siyasi kutuplaşmalar ve sürekli karşılıklı eleştiriler üzerinden gerçekleşen toplumsal dinamiklerdir. Sadece karşıt fikirlerle “tartışmak” her zaman üretken bir sonuç doğurmaz.
Reaktif Toplumun Eleştirilecek Yönleri
Bir diğer eleştirilecek noktaysa, reaktif toplumun sürekli olarak kendini “gelişen olaylara” bırakmasıdır. Yani, bir olayın tetiklemesiyle tepki verirken, bu olayın çok önceden fark edilmesi ve önceden hazırlık yapılması gerekliliği göz ardı edilir. Reaktif yaklaşım sadece tepki vermeyi bilmiyor, bir şeyleri “önceden engelleme” noktasında eksik kalıyor. Bu, toplumsal sorunlara ne kadar geç kalındığını gösteriyor.
Peki, ne yapmalı? Kendi fikirlerimizi geliştirmek, sadece olaya tepki vermek yerine, bir adım önde olmak, toplumu şekillendirmek ve yeni tartışmaları başlatmak lazım. Düşünmek, derinlemesine analizler yapmak ve bir adım öne çıkmak bu reaktif yapıyı bir adım daha ileriye taşıyabilir. Reaktif toplumun sınırlarını zorlamak, bireylerin daha çok düşünmeye ve daha az tepki vermeye odaklanmalarını sağlamak, aslında büyük bir adımdır.
Sonuç
Toplumların reaktif olması bazen hızlı tepki verme yeteneğini sağlasa da, bu genellikle yüzeysel, geçici ve derinlikten yoksundur. İnsanlar sürekli bir tepki verme döngüsünde kaybolur, ama hiç kendi fikirlerini inşa etmeye çalışmazlar. Eğer bu durumu değiştirebilmek istiyorsak, önce toplumsal bakış açımızı ve düşünce tarzımızı değiştirmeliyiz. Düşünmeden tepki vermek, aslında gelişen toplumları bir adım geriye atmak demektir.
Bir toplumun gerçek anlamda ilerleyebilmesi için yalnızca bir şeye tepki vermek yeterli değildir. Olaylara daha derinlemesine bakmak, fikir oluşturmak, gerçek değişimi başlatmak için bir adım atmak gereklidir. Ama tabii, bunun için önce herkesin düşünmeye başlaması lazım.